22 Nisan 2013 Pazartesi

Son yılların en büyük politik sergisi


Son yılların en büyük politik sergisi


Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın 20. Yılı için düzenlenen Ateşin Düştüğü Yer adlı sergide şiddete, işkenceye ve baskıya karşı çıkan 131 sanatçının işleri yer alıyor
Son yılların en büyük politik sergisi












Kızımın parçalarını eteğimde taşıdım.’
Nereden geldiği belli olmayan bir havan mermisiyle ölen o küçük kızın annesine ait bu cümle sergiye girer girmez karşınıza çıkıyor. Soğuk ve mesafeli harflerle bu sözü bize hatırlatan sanatçı Neriman Polat. Polat, ‘Ateşin Düştüğü Yer’ adlı sergiye katılan 131 sanatçıdan biri. Sergiye katılan sanatçılar arasında Selim Birsel, Hakan Gürsoytrak, Canan Şenol, Burak Delier gibi tanınmış isimler de var, adını ilk kez duyduğumuz birçok genç sanatçı da. Hepsi, devletten başlayıp aileye varıncaya kadar toplumun içine işlemiş şiddete karşı çıkmak, o şiddetin mağdurlarından yana tavır almak için buluşmuşlar ve ortaya son yılların en büyük politik sergisi çıkmış.
Sergi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 20. Yılı dolayısıyla düzenleniyor. İşkence mağdurlarına yardım etmek için kurulmuş TİHV’in bu çabasını daha görünür kılmak ve ona hak ettiği saygıyı sunmak için sanat dünyasından etkili bir eylem bu.
Sergiyi düzenleyenlerden Erden Kosova, “Hem sanatsal hem politik olarak daha önce hiç yanyana gelmemiş, gelemeyecek insanlar bu sergide bir arada yer aldı. Vakfın deneyimini her tür sanatsal ve politik ayrışmadan uzak tutarak onurlandırmak gerekliliği ortaya çıktı bu sergide” diyor.

Altı ayda hazırlandı 
Her şey vakfın yöneticilerinden Hürriyet Şener’le Hakan Gürsoytrak’ın bir sergide karşılaşmasıyla başlamış. Daha sonra vakfın 20. yılı için ne yapabiliriz diye konuyla ilgili 10 kişi bir araya gelmiş, sanatçılara çağrıda bulunulmuş ve altı ay gibi bir sürede sergi ortaya çıkmış. Sanatçıların yarıdan çoğu bu sergiye özel işler üretmiş. Başta tahmin edilen sayının çok üstünde bir katılıma ulaşımış ve alakasız bir iş sunanlar hariç kimseye ‘hayır’ denmemiş. Üstelik hiçbir sponsor ya da özel bir mali kaynak olmadan en çok sanatçıların katkılarıyla gerçekleşmiş.
İşin açıkçası gönüllü bir sergi için çok iyi işlerin bir araya geldiğini söylemek gerek. Sergi Depo’nun bir ve ikinci katlarından taşıp bahçedeki küçük binaya da yayılıyor. Darbeler, milliyeçilik ve militarizm, tabii ki Güneydoğu’daki savaş, kayıplar, kadına yönelik şiddet, gay ve lezbiyenlere yönelik ayrımcılık hemen her tür şiddet, dışlama payını alıyor bu sergide.
Ateşin Düştüğü Yer, Depo’da 22 Nisan’a kadar görülebilir. 

Katılımcılar 
A77 Kolektifi,19 Ocak Kolektifi, Abdo, Ahmet Öğüt, Ali Bozan, anti-pop, Antonio Cosentino, Armağan Pekkaya, Arzu Aydın Deveci, Arzu Başaran, Aşkın Adan, Atıl Kunst, Aylin Kuryel, Azra Deniz Okyay, Banu Cennetoğlu, Barış Doğrusöz, Barış Eviz, BEKS, Berat Işık, Borga Kantürk, Buket Özsoy Güreli, Burak Arıkan, Burak Delier, Burak Karacan, Çağrı Saray, CANAN, Cemil Cahit Yavuz, Cengiz Tekin, Cins, Deniz Rona, Derya Sayın, Dilek Winchester, Dilşat Zulkadiroğlu, Eda Gecikmez, Elçin Ekinci, Emre Zeytinoğlu, Endam Acar, Ender Özkahraman, Erdağ Aksel, Erdal Duman, Erinç Seymen, Erkan Özgen, Erkin Gören, Esat Cavit Başak, Eşber Karayalçın, Evrim Özarslan, Extramücadele, Eyüp Öz, Fatih Pınar, Fatih Tan, Ferhat Özgür, Fikret Atay, Fulya Çetin, Gencer Yurttaş, Gülsün Karamustafa, Ha za vu zu / Hafriyat, Hakan Akçura, Hakan Gürsoytrak, Hale Tenger, Halil Altındere, Harald Naegeli, Harun Antakyalı, Helin Anahit, Huri Kiriş, İlhan Sayın, İnci Furni, İnsel İnal, İpek Duben, İrfan Önürmen, Itır Demir, Juan Botella Lucas, Kadir Çıtak, Kardelen Fincancı, Kemal Gökhan Gürses, Kemal Özen, Korkut Canpolat, Manuel Çıtak / Şebnem İşigüzel, Mehmet Ali Boran, Mehmet Çeper, Mehmet Fahracı, Mehtap Yücel, Memet Güreli, Mehmet Öğüt, Metin Üstündağ, Müge Akçakoca, Murat Akagündüz, Murat Başol, Murat Morova, Murat Tosyalı, Mürüvvet Türkyılmaz, Nalan Yırtmaç, Nancy Atakan, Nazım Ünal Yılmaz, Nazım Dikbaş, Neriman Polat, Nihan Çetinkaya, Nurcan Gündoğan, Oda Projesi, Orhan Cem Çetin, Özgür Erkök, Özlem Demirtaş, Özlem Gök, RAD, Rafet Arslan, Selçuk Fergökçe, Selda Asal, Selim Bir sel, Şener Özmen, Şerif Kino, Serpil Odabaşı, Sevil Tunaboylu, Şaban Dayanan, Şevket Sönmez, Suat Öğüt, Süreyya Acar, Tan Cemal Genç, Tan Oral, Taner Güven, Tayfun Serttaş, Turgut Yüksel, Ümit Kıvanç, Vahit Tuna, Veysi Altay, Volkan Aslan, Yasemin Özcan Kaya, Yeşim Ağaoğlu, Yonca Saraçoğlu, Yücel Can, Zeren Göktan, Zeynep Özatalay, Zeyno Pekünlü.
Katalog Yazarları 
Emre Zeytinoğlu, Erden Kosova, Eren Keskin, Fırat Arapoğlu, Mahmut Koyuncu, Murat Çelikkan, Nazan Üstündağ, Necmiye Alpay, Orhan Miroğlu, Öztürk Türkdoğan, Şebnem İşigüzel, Şebnep Korur Fincancı, Tanıl Bora, Ümit Kıvanç, Yıldırım Türker.

İşkence sokağa taştı 

İnsan Hakları Vakfı yöneticisi Hürriyet Şener, eskiden gizlice uygulanan işkencenin artık sokakta polis şiddeti olarak devam ettiğini söylüyor 

Bu sergi vakfın çalışmalarına nasıl katkıda bulunuyor? 
Bu sergiyi ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme’ projemiz çerçevesinde değerlendirmek gerek. Çünkü toplumsal travmayla başetme projemiz multi disipliner olacak. Hem ilgili meslek örgütlerini hem akademisyenleri, sanatçıları, bilim insanlarını bir araya getirecek. Toplumsal travmayla başetmenin başlangıcının yüzleşme olduğunu düşünüyoruz biz. Hem geçmişimizle hem devam etmekte olan travmanın bugünüyle bir kez daha yüzleşip bilinç yaratmak önemli bir katkı. Bunun ötesinde çok önemli bir moral katkısı da var vakfa.

‘Toplumsal travma’ kavramını biraz daha açar mısınız. Etkileri nelerdir? 
Yıllardır süren savaştan alayım ama bunun çok öncesi var... Ermeni soykırımından da daha öncesinden de başlatabiliriz. Savaş süreci hak ihallelerinin artmasında önemli etkenlerden biri. Bir yanda o savaş ortamına giden yaralanan ya da yaralanmadan dönen askerler var, öte tarafta da orada yaşayan Kürtler. Savaşın mağduru olan Kürtler sadece savaş ortamında yaşananlar dışında da devlet baskısıyla karşı karşıya geliyor. Faili meçhul, kayıp, DiyarbakırCezaevi, işkence, taş atan çocuklar, göç, yoksulluk hepsini tek bir ailede görmek mümkün. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir travma söz konusu. Bu koşullar değişmediği sürece tam bir iyileşmeden söz etmek mümkün değil. Bir kol ya da burun kırığını ameliyatla çözmek, psikiyatrik terapi seanslarıyla uykusuzluğu gidermek belki mümkün, ama travmalar sürdüğü sürece tam bir iyileşmeden söz etmek mümkün değil.

12 bin işkence mağduruna yardım ettiniz Bu sadece size başvuranlarn sayısı. Devletin şiddetine maruz kalanların sayısı çok daha büyük olmalı. 
Tabii. 12 Eylül’den bu yana 1.5 milyon kişinin işkence gördüğünü söylüyoruz biz. Bu süreçte sadece 12 bini bize tedavi için gelmiş.

Serginin girişinde yer alan verilere göre 2009’da 459, 2010 yılında 363 kişi başvurmuş. Türkiye’de işkencenin çok azaldığı, kalktığı iddia ediliyor ama size her yıl yüzlerce kişi başvuruyor? 
Sıfır tolerans tümüyle yalan bir ifadedir. Önce onu söylemek isterim. Tabii ki 20 yıl içinde ‘iyileşme’ diyebileceğimiz değişikliklerden söz etmek mümkün. Fakat sistemde, işin özünde herhangi bir değişiklik yok, sadece kozmetik değişiklikler var. 90’lı yıllarda yoğun olarak uygulanan insanın hayal gücünü zorlayacak işkence yöntemleri kapalı mekanlarda ya da açık arazide, ıssız yerlere yapılıyordu. Şimdi bunlar yer ve şekil değiştirmiştir. Artık kapalı mekanlarda yapılan işkence sokağa taşmıştır. Askının, elektriğin yerini biber gazı, kaba dayak, psikolojik yıpratma, yakınlarını tehdit etmek gibi benzeri bir takım yöntemler almıştır. Örnek vereyim, tazyikli su nedeniyle iki hafta evvel bize gelen bir başvurumuza, gencecik bir kız, omuzuna ameliyatla protez takıldı. Yine cop ve polis tekmeleri sonucu düşük yapan bir başvurumuz oldu. Artık açık alanda, gözler önünde, değişik yöntemlerle yapılıyor, devlet politikası devam ediyor.

İşkence’yi tanımlama kılavuzu 
Türkiye İnsan Hakları Vakfı, özellikle İnsan Hakları Derneği ve Türk Tabibler Birliği tarafından ‘işkencenin tedavisi ve tanımlanması’ için kuruldu. Tedavi kadar işkencenin belgelenmesi ve hak arama çalışmalarının yürütülmesine de destek olan vakfın en önemli çalışmalarından biriİstanbul Protokolü. 1996 yılında başlayan uluslararası çalışmaların sonucu 2000 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. İstanbul Protokolü, doktorlar ve hukukçular için işkencenin tespit edilmesi için izlenecek yolu ve kriterleri belirliyor
.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder